Haber

CHP’li Toprak, Erdoğan’a: “Patatese, soğana kurban edilmemesini istedi, Havalimanlarının ‘Yenilenemeyeceğini’ Kabul Etti, Diyecek…

CHP Genel Lider Koordinatörü Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı dille ilgili olarak, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, köprülerin, yolların, havalimanlarının yapılamayacağını kabul ederek seçmenden soğana patatese kurban gitmemesini istedi. yenilenmiş’ ve hükümetin topluma söylediği sözler yetersiz kalıyor. Stokta kalmadığını gösteriyor” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak bugün haftalık değerlendirme raporunu yayınladı. İktidarın ekonomik krizi “din ve terör üzerinden” örtbas etmeye çalıştığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“İktidar, ekonomiyi mahvettiklerini bildikleri için, bütün söylemlerini ‘din, nefret ve terör’ üzerine inşa etme yükünü yüklüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerini Allah’ın emrettiğinden bahsediyor, muhalefeti küfür ve kitapsızlıkla suçluyor, Gabar’da defin çağrısı, nefret dilinin en uç noktasıdır!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçmenden soğana patatese kendini feda etmemesini istemesi, köprülerin, yolların, havaalanlarının ‘yenilenemeyeceğini’ kabul etmesi, hükümetin topluma söyleyecek sözlerinin tükendiğini gösteriyor. Maalesef; Ülkenin geleceği için yerlici, kinci tavırdan ve milletin kutsallarını suiistimal eden dilden vazgeçilmesi gerektiğini kabul etmekte zorlanırlar.

ÇALIŞMA HAYATINDAKİ TABLO

AKP’nin politikalarının işçilerin insani yaşam koşullarını gerilettiğini ifade eden Toprak, “Her yıl olduğu gibi 1 Mayıs Personel Günü, iktidarın yasaklayıcı-baskıcı uygulamalarıyla engellenmeye çalışıldı. Mevcut gerçekler, 21 yıllık AKP iktidarının… İşçileri ezen, alın terinin hakkını yok sayan politikalar, insan ve ekonomik hakların gerilediği, işçilerin çalışma koşullarının en kötü olduğu dünyadaki sayılı ülkelerden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Toprak, Türkiye’deki çalışma hayatının resmini şöyle aktardı:

“Türkiye, 36 OECD üyesi ülke arasında haftalık ortalama çalışma süresi 45,6 saat ile ikinci sırada. Türkiye’de işçiler OECD ortalaması olan 37,2 saatin 8 saat üzerinde çalışıyor. Şimdi iktidar seçimi kazanırsa , çalışma süresini günde 6 saate indirmeyi vaat ediyor.Türkiye, iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler listesinde OECD’de ilk sırada yer alıyor.

“BİRLİĞE ÜYE OLAN KİŞİLER HARİÇ TUTULUR”

2002 yılında çalışanların yüzde 50’si sendikalı iken 2022 yılı sonunda sendikalı çalışan oranı yüzde 14,3. 16 milyon kayıtlı personelin yüzde 85,7’si sendikasız. Toplu sözleşme hakkından yararlanamaz. Sendikaya üye olanlar atılıyor.

Euro cinsinden net asgari ücret açısından Türkiye, Avrupa’da sondan ikinci. Arnavutluk son sırada. Yüzde 50 artışla 8500 TL olan taban fiyat, 33 bin TL olan yoksulluk sınırının dörtte biri. TÜİK’in Şubat ayı verilerine göre işsizlikte OECD ortalaması yüzde 5 ve altındayken, Türkiye’de resmi işsizlik oranı yüzde 10,1, geniş işsizlik yüzde 23,4. Kayıt dışı güvencesiz işçilerin oranı ise yüzde 30. 16 milyon kayıtlı işçinin ortalama yüzde 80’inin fiyatı taban fiyat seviyesinde. Çok sayıda kişi taban fiyatın altında ücretlerle sigortasız ve sendikasız olarak çalıştırılmaktadır.

“İŞGÜCÜ PAYI AZALDI”

Kamuda 700 bin personel için toplu sözleşme görüşmelerinde sendikalar 15 bin TL talep ederken, hükümetin sunduğu taban aylık 12 bin TL. Yoksulluğun üçte biri sona eriyor! AKP iktidara geldiğinde emeğin milli gelir içindeki payı yüzde 29 iken TÜİK verilerine göre 2022 sonunda yüzde 26’ya geriledi.

İktidar politikalarıyla yoksullaştırılan, sendikasızlaştırılan, angarya ve esaret ücretleriyle çalıştırılan milyonlarca işçinin yasal, sendikal ve parasal hakları iktidar değişikliği ile medeni ve demokratik ülkeler düzeyine çıkarılacaktır. 14 Mayıs’tan sonra olacak. Sendikalaşma teşvik edilecek. Ekonomik demokrasi uygulanacaktır. 60 yıl önce CHP’nin 1963’te çıkardığı madde ile toplu iş sözleşmesi, grev ve sendika hakkı elde eden çalışanlarımızın hakları ve esenlikleri geleceğe taşınacaktır. Emek ve alın terinin yine en kutsal bedeli olacak.”

“12 BİN AKADEMİK ÜLKEYİ TERK ETTİ”

Ülkeden ayrılan akademisyen sayısının 12 bine ulaştığına dikkat çeken Toprak, şunları kaydetti:

“Akademik ekipler, iktidara yakınlık derecesine göre seçilmiş beceriksiz kişilerle dolduruldu. Bilim adamlarını kaybettiler. Yabancı üniversitelere kaptırdılar. Bilimden ve bilimsel aydınlanmadan korkan ve hoşlanmayan iktidar, deprem felaketinde bile bilim adamlarının uyarılarını dikkate almadı. 50 binden fazla kişiyi kaybettiğimiz, önceliğimiz kira, bir avuç müteahhit, ilk 100 üniversite sıralamasında Türkiye’den üniversite yok.

14 Mayıs’ta gerçekleşecek iktidar değişikliği ile ‘tersine beyin göçünün’ kapısı aralanacak. Akademik ekosistemin yeniden yapılandırılması ile ülkemiz büyük bir atılımın sahnesi olacaktır.

İktidarın üniversiteleri partizanlaştırması ve üniversitelerin ‘aile büyüklüğünde’ ekiplerle doldurulmasıyla Türkiye’nin üniversite eğitimi, kişi başına düşen bilimsel yayın ve patent sayısı, Ar-Ge’nin milli gelire oranı vs. Kriterler açısından OECD ülkeleri, dünyada da geriledi. Gücümüz dahilinde beyin göçünü tersine çevirerek, özerk bir üniversite, özgür akademi ve bilim ortamı sağlayarak eğitimli değerlerimizi koruyacağız. Türkiye’yi her alanda bilimin ışığıyla aydınlatacağız.”

Toprak raporunda şu konulara da dikkat çekildi:

“2002 yılında Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 99. sırada yer alan Türkiye, 2023 endeksinde 165. sıraya geriledi. Çok sayıda gazetecinin gözaltına alınıp tutuklandığı Türkiye, basın özgürlüğünün olmadığı ülkeler arasında yer aldı. ‘ağırdı’, gazeteciler idam edildi, Afganistan, Sudan, Çin ve İran’la birebir kümeye katıldı.

Hükümetin özgür medya korkusu çok açık. Bağlantı Başkanlığı, Basın İlan Kurumu, RTÜK, yargı, iktidar otoriterliği ve medyada sansür, tehdit ve cezalandırma aygıtlarının güçlendirilmesi. 3 Mayıs gücümüzde; Özgür ve sansürsüz medya, korkusuzca çalışan, sendikalı ve iş garantili, yaptığı haberden dolayı yargılanma, tutuklanma endişesi taşımayan gazeteciler için gerçek bir bayram olacak.

“İHRACATTA SERT DÜŞÜŞ”: İhracatçının dövizine el koyma ve döviz kurunu baskı altına alma politikaları sonucunda ihracatta yüzde 17’lik sert düşüş yaşanırken, dış ticaret açığı da Nisan ayında 43 milyar dolar gibi tehlikeli bir düzeye ulaştı. Türkiye ana ihracat pazarlarında ciddi kayıplarla geriledi. Çin bu boşluğu hızla dolduruyor!

Çin’in Türkiye’nin önemli kayıplar yaşadığı Ortadoğu ve Afrika pazarlarında payını artırdığı ve Türkiye’den kaynaklanan ihracat açığını fırsata çevirdiği görülüyor. Rusya’ya ihracattaki artış, ABD ve AB’nin yaptırım baskısını artırmasıyla bir süre sonra ivme kaybedebilir!

“YÜZDE 20 YARATILAN DEĞERİN YARISINI ALIR”: TÜİK’in 2022 Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte toplumsal yoksullaşmanın ve gelir dağılımında yaratılan adaletsizliğin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını gösterdi. Nüfusun yüzde 20’si ülkede yaratılan ekonomik değerin ve toplam gelirin yaklaşık yarısına sahipken, en alttaki yüzde 20’lik nüfusun payı sadece yüzde 6!

TÜİK, hükümetin ‘işçi, memur ve emeklilere enflasyon baskısı yapmadığı’ iddiasını yalanladı. Yıllık ortalama gelirlerdeki en düşük artış ise yüzde 21,5 ile ücretlilerde. Bu, 2022’deki yüzde 64’lük resmi enflasyon oranının üçte biri. Ülkenin toplam gelirinin yarısını bir avuç insan paylaştı. İktidar sadece sosyal devleti ve sosyal adaleti yok etmekle kalmıyor, gelir dağılımı eşitsizliğini de kat kat artırıyor!

“4’TE YAPIN”: Merkez Bankası’nın (MB) net uluslararası rezervleri 6,3 milyar dolar ile son 20 yılın en düşük noktasına geriledi. MB tarafından açıklanan resmi döviz alım-satım kurları piyasalarda ciddiye alınmadan masada kalırken, döviz piyasalarında dört farklı döviz kuru bulunuyor. Ödemeler dengesi krizi ciddileşirken, ithalata döviz bulma riski artıyor!… Nisan’da yüzde 4,5’lik düşüşe rağmen ithalatın 28 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, Türkiye’nin geldiği noktanın ciddiyetini görmek mümkün. Merkez Bankası rezervleri. Sonuç olarak, rezervlerini tüketen ve piyasalarda ‘dörtlü kur’ oluşumu karşısında çaresiz kalan hükümet, ‘kayıt dışı ve belirsizliğin’ ulaştığı boyut karşısında sadece gelişmeleri izlemekle yetiniyor. döviz piyasasındaki işlemler!

“MALİYET YÜZDE 200, FİYAT YÜZDE 64 ARTTI”: Geçen yıl taze çayın kilosunu 6,70 TL olarak açıklayan Erdoğan, bu yıl Rize’deki seçim mitinginde 11,30 TL fiyat verdi. Üreticinin girdi maliyetleri son bir yılda yüzde 200’ün üzerinde artmasına rağmen çay fiyatının yüzde 64 artması üreticinin alın teri yok sayılıyor!

ÇAYKUR’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığındaki Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devri ve bu devirden sonra beş yıldır sürekli yüksek zararlar vermesi çay üreticisine düşük alış fiyatı verilmesine gerekçe gösteriliyor. Bölünmeden önce TVF’ye kar eden ÇAYKUR, 5 yılda yaklaşık 3 milyar TL, 2018’de 657 milyon, 2019’da 635 milyon, 2020’de 547 milyon, 2021’de ise 504 milyon TL zarar etti. 2022’de 60 milyon TL ‘faaliyet karı’ ÇAYKUR’a hazine desteği devam ediyor.

Elimizden geldiğince Karadeniz üreticisinin tek geçim kaynağı olan çay ve fındığın bedeli tam olarak ödenecek, üretici mağdur edilmeyecek ve refahtan hak ettiği payı alacaktır.

SURİYE’DEKİ SON DURUM: 2011’de başlayan iç savaşın ilk gününden bu yana Esad yönetimine tam destek veren İran, bu sefer desteğini siyasi olarak üst düzeye çıkaran bir hamle yaptı. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçtiğimiz hafta Şam’a yaptığı iki günlük ziyarette çok sayıda stratejik 14 anlaşmaya imza attı. 13 yıl sonra gerçekleşen bu üst düzey ziyaretin, Türkiye-Suriye normalleşme girişimlerinin ardından başlayan, Esad’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşme şartlarını ortaya koyması ve Moskova’daki 4. görüşmenin ardından gerçekleşmesi dikkat çekici!

İran’ın Irak’tan sonra Suriye’de de her alanda nüfuzunu ve ağırlığını pekiştirmek istediği, Türkiye’nin olası normalleşmesi öncesi Şam yönetimi üzerindeki kontrolünü güçlendirdiği anlaşılıyor. Suriye’de Türkiye’den önce İran’ın önünü açarak Rusya’nın da bu saldırıya onay verdiği görülüyor.

ERMENİSTAN-AZERBAYCAN’DA BARIŞ MÜZAKERELERİ: Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmelerinde ABD devreye girdi ve anlaşma taslağının bazı unsurları üzerinde anlaşmaya varıldığı açıklandı. Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme Erivan’da açılan Nemesis Anıtı ile kesintiye uğradı. Ermeni terör örgütlerinin Türk diplomatlara yönelik saldırılarını simgeleyen anıtın açılışının ardından Türkiye hava sahasını Ermeni uçuşlarına kapattı.

Ermenistan ile yıllardır süren çekişmelerin yanı sıra Azerbaycan’ın İsrail ile yakınlaşması, Azerbaycan ve İran arasında gerilimlere ve zaman zaman sınır çatışmalarına neden oluyor. Sorunların çözülmesi ve bölgeye barışın getirilmesi ülkemizin önceliğidir. Ermenistan’ın sonunun açılması ve ticaretin hızlanması Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan gibi sınır ve bölge illerimizde refahın artmasına, ticaret ve ekonomik hayatın canlanmasına, işsizliğin azalmasına katkı sağlayacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu